'hükümete taciz' mi
Yine bir “Süleymaniye olayı”, “olay”ın muhatabı yine “özel kuvvetler” ve yine kabaran ya da kabartılmak istenen öfke.
Bir meslektaşımız dün, “Heyecan üstüne heyecan. Türkiye bu kez de Kuzey Irak’ta Süleymaniye’de görev yapan özel kuvvet elemanlarına silah çekilerek taciz edilmesi olayıyla hop oturup hop kalkıyor” diye yazdı.
Acaba öyle mi?
Hop oturup kalkan pek yok. Aklı başında herkes, bu olayın Türkiye’yi hop oturup hop kalkılması amaçlı ele alındığından ve “iç politika”ya yönelik bir “manevra” olmasından kuşkulu. Nitekim, yukarıda yazısından alıntı yaptığımız meslektaşımız, olan-biteni “Seçime gidilen bir ortamda hükümet ve asker arasında ‘top sende’, ‘hayır, top sende’ deme yarışı” diye yorumluyor.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın Harp Akademileri’ndeki konuşmasında “Orada Barzani de var, ABD de var. Onlarla da mı savaşacağız” sözlerini sarf etmesinden ve konuşmanın onca zamandır pompalanan “Kuzey Irak’a girelim” beklentisine bir “fren” koyma amacı taşıdığı yorumlarının yapılmasından tam bir gün sonra, bir “Süleymaniye olayı”nın daha patlak vermiş olması ve yine Genelkurmay’dan gelen “Bir daha olursa, en üst düzeyde karşılık veririz” açıklamasını nereye oturtacağız, neyle açıklayacağız.
Üstelik, “olay”ın kendisinde, ilk bakışta anormal hiçbir şey olmadığı gibi, üstelik normal bir durum söz konusu. Sivil giyimli Türk özel kuvvetler subaylarının bindiği bir taksi, bir kontrol noktasında durduruluyor. Kontrol noktasında, elbette ki, silahlı Kürt güvenlik görevlileri bulunuyor. Onların elinde silah, durdurulan taksinin içinde ise subay oldukları sivil giysilerinden anlaşılması mümkün olmayan kişilerin bulunması, niçin “taciz” ve niçin “Türk subaylarına silah çekilmesi” olsun?
Kaldı ki, kimliklerini açıkladıkları zaman da taksiye yol verilmiş. Ayrıca, o gün bugündür Irak’taki Kürt yetkililerinden “özür” üzerine özür geliyor. Yanlış davrandıkları için değil, Türkiye’de bir hayli iç politikadan etkilenen tartışmada “Kuzey Irak’a girelim” söylemine gereksiz cephane vermemek için.
“Süleymaniye olayı”ndan sonra, Erbil’de Irak Başbakanı Nuri el-Maliki ile kendisi de bir Kürt olan Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari, Kürt yetkililerle bir araya geldi. Ardından hafta sonu Süleymaniye yakınlarındaki Dukan’da Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani ile Kürdistan Bölge Yönetimi Başkanı Mesut Barzani toplandılar. Öğrendiğimize göre gerek merkezi Irak hükümeti ve gerekse Kürt bölge yönetiminin ortaklaşa verdiği karar, alttan almak ve Türkiye ile “polemik” uyandıracak ve durumu tırmandıracak gelişmelerden kaçınmak.
*** *** ***
Iraklılar, Türkiye ile sürtüşmeden kaçınma pozisyonu alırlarken ABD’nin en üst düzey yetkilileri de “kırmızı çizgileri” en kalın biçimde açıkça çiziyorlar. Önce, Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice, Kuzey Irak’a yapılacak bir “Türk askeri müdahalesi” nin bölgede “istikrarı bozacağı” uyarısıyla karşı tavır koydu; ardından Amerikan Savunma Bakanı Robert Gates, daha da açık-seçik sözcükler ile askeri müdahale “opsiyonu”na karşı çıktı.
Türkiye’nin askeri çevrelerinden bir süredir yükselen sesler, Irak’ın tüm taraflarını “birleştirmiş”e benziyor. Bağdat ile Erbil, Erbil ile Süleymaniye arasında böyle bir ihtimale karşı çıkmak konusunda bir mutabakat havası doğdu. Amerika ise tavrını belli etti.
Bu şartlar altında, Kuzey Irak’a girmeye kalkışmanın vereceği muhtemel sonuçlar beş aşağı-beş yukarı belli:
1. Türk-Amerikan ilişkilerinin 1 Mart Tezkeresi sonrası dönemi mumla aratacak türden çok daha ağır bir yara alacak;
2. Türkiye’ye aralık duran AB kapıları kapanacak ve belki de kilitlenecek.
3. Türkiye’nin Irak Kürtlerine karşı savaşa girmesi; böylelikle, Türkiye, Talabani ile Barzani’yi birleştirmekle kalmayacak, Irak Kürtleri ile Şii ağırlıklı hükümeti de daha güçlü bir ittifaka itmiş olarak Irak topraklarında savaşa saplanacak.
4. Irak Kürtleri ile Türkiye Kürtleri arasındaki “fiktif” sınırlar da ortadan kalkacak; şiddet ortamı Irak’ın kuzeyinden Türkiye’nin güneydoğusuna ve doğusuna ve belki de daha geniş bir alanı kapsayacak şekilde yayılacaktır.
Bunların bir arada mümkün olacağını ve gerçekleşeceğini görmek için âlim olmak gerekmiyor. Görememek için meczup olmak yeterli.
Türk Genelkurmayı’nın bu sonuçları kestiremediğini kimse söyleyemez. Nitekim, Genelkurmay Başkanı Büyükanıt’ın son konuşması da pekâlâ gördüğünü ortaya koyuyor. Hatta, Genelkurmay Başkanı, basın mensuplarına bir ölçüde tarizde de bulunmuş ve “halkta gereksiz beklentiler yaratılması”ndan şikâyetçi gözükmüştür.
Dolayısıyla, tüm bu unsurlar alt alta toplandığında, “rasyonel” bir Genelkurmay’a sahip olduğumuz ön kabulünden hareketle Kuzey Irak’a “askeri operasyon” ihtimalini “sıfıra yakın” olarak nitelemek mantıklı olacaktır.
Öyleyse, bu oynanmakta olan “oyun”un, Türkiye’nin “iç politika çekişmeleri” ve “iktidar mücadelesi”yle ilgisi daha ön planda olmalıdır. Zaten, asker, “Bakın, ben üzerime düşeni yapmaya hazırım ama siyasi irade yoksa, ben ne yapabilirim” demek istiyor olabilir yorumları yapılıyor. “AK Parti’nin terör konusunda gerekeni yapmadığı” ve bu sayede onu sandıkta zora sokma hesapları güdüldüğü ileri sürülüyor.
*** *** ***
AK Parti’nin üzerine düşeni yapmadığı doğru ama bu, “terör konusunda gerekeni yapmaması” iddiasının isabetinden ötürü değil. AK Parti, Kuzey Irak konusunda yapması gerekeni ve kendisine kurulan tuzağın ya da kapanın düzeneğini bozmak konusunda gerekeni yapmıyor.
Bugüne kadar, kendisini Ankara’daki bazı odaklara “rehin” bırakan, Tayyip Erdoğan hükümeti, bugüne kadar izlenen Irak Kürt liderleriyle “diyalogsuzluk politikası”nın hiçbir sorunu çözmediğini ve tam tersine başına çorap örülmesi çabalarına imkân verdiğini görmeli ve bu “diyaloğu” başlatmalıdır.
Irak Kürt liderleriyle “diyalogsuzluk” un boşalttığı alanı, bıraktığı “vakum” u, ister istemez Genelkurmay ile zaman zaman Mesut Barzani’nin taraf oluşturduğu ve gerginlik üretmekten başka hiçbir anlamlı ürün vermeyen “polemikler” dolduruyor.
Büyükelçi Oğuz Çelikkol’u kırk yılda bir Bağdat’a gönderip, üzerine basa basa, “Kürt liderleriyle görüşmek için neden görmüyoruz” açıklamaları yaptırmanın da hiçbir fayda getirmediği artık anlaşılmalıdır.
Geçen hafta, -Amerika’nın bir ihtimal bir buçuk yıl sonraki Dışişleri Bakanı- Richard Holbrooke, Irak Kürtleriyle “diyalogsuzluk” tutumunun çok yanlış olduğunu, ne olursa olsun ve vakit kaybetmeden böyle bir “diyalog”un kurulması gerektiğini, aramızda bazı büyük gazete yöneticilerinin de bulunduğu, bir kahvaltı masasında söyledi ve gerekçelerini uzun uzun anlattı.
Avrupa’nın geçen yüzyıldaki en son kanlı savaşını -Bosna- durduran ve Dayton Anlaşması’nın mimarı olan bu önemli diplomatik şahsiyete kulak verdik. Duyduğumuzu da aktarmamız gerekir. Holbrooke, Başbakan’la da görüştüğünü açıkladı. Başbakan’ın da bizim duyduklarımızı duymuş olması gerekiyor.
Başbakan’ın harekete geçmesi ve iç politikada seçimlerin iptalini bile beraberinde getirebilecek gelişmelerin önüne geçmesi, ön alması, “oyun bozması” da gerekiyor.